Yurek
New member
Bunlar tek başına bir dergiyi “iyi” veya “kötü” ilan ettiren ölçütler değildir. Fakat yayıncılık sisteminin nasıl işlediğini anlamak açısından anlamlı göstergelerdir.
Sınıf Meselesi: “Yayın Parası Var mı?” Sorusu
Bence konunun en az konuşulan taraflarından biri sınıf.
Akademik dünyada “herkes aynı kurallara tabi” denildiğinde, aslında herkesin aynı kaynaklara sahip olmadığı unutulabiliyor. APC ödeyebilmek, İngilizce profesyonel dil desteği alabilmek, istatistik danışmanı kullanabilmek, konferanslara katılabilmek veya deneyimli bir akademisyenden makale geri bildirimi alabilmek ekonomik kaynaklarla yakından ilişkili olabilir.
Nature Human Behaviour'da yayımlanan ve ABD'deki 7.204 akademisyeni kapsayan bir araştırma, öğretim üyelerinin doktora sahibi bir ebeveyne sahip olma olasılığının genel nüfusa göre 12 ila 25 kat daha yüksek olduğunu buldu. Çalışma, sosyoekonomik avantajların akademik kariyer boyunca etkili olabildiğini ve bu avantajların prestijli kurumlarda daha da yoğunlaşabildiğini gösteriyor. Nature
Bu sonuç doğrudan “paralı dergiler sınıfsal ayrımcılık yapıyor” anlamına gelmez. Ancak yayıncılık sisteminin içinde ekonomik kaynakların farklı olması, ücretli yayın modelinin kimleri daha fazla zorlayabileceğini düşünmemiz gerektiğini gösterir.
İşte burada “dergi paralı mı?” sorusu tek başına yetersiz kalıyor.
Asıl soru şu olmalı:
Kim para ödüyor, ne için ödüyor ve ödeme yapamayan araştırmacı için ne tür seçenekler var?
Şüpheli Bir Dergiyi Ele Veren İşaretler Neler?
Think. Check. Submit.'in güncel kontrol listesinde bir dergiyi değerlendirirken bakılması gereken birçok somut unsur bulunuyor. Bunların başında derginin kim tarafından yayımlandığının açık olması, iletişim bilgilerinin bulunması, hakemlik sürecinin açıklanması, indeksleme bilgilerinin doğrulanabilmesi ve ücretlerin şeffaf biçimde belirtilmesi geliyor. Think. Check. Submit.
Özellikle şu işaretler birlikte ortaya çıkıyorsa dikkatli olmak gerekiyor:
- Çok kısa sürede kesin kabul sözü verilmesi,
- “Garantili yayın” gibi ifadelerin kullanılması,
- Hakemlik sürecinin belirsiz olması,
- Çok geniş ve birbirinden kopuk alanlarda makale kabul edilmesi,
- Gerçekte bulunmayan indeks veya etki faktörü iddiaları,
- Editör kurulunun kimlerden oluştuğunun belirsiz olması,
- Başka tanınmış dergilerle kolayca karıştırılabilecek bir isim kullanılması,
- Ücretlerin gizlenmesi,
- Yoğun ve kişiselleştirilmemiş spam e-postalarıyla makale talep edilmesi,
- Yayınlanmış makalelerde ciddi editoryal ve dilsel sorunların bulunması.
Think. Check. Submit. ayrıca bazı dergilerin Scopus, PubMed veya DOAJ gibi veri tabanlarında yer aldığını yanlış biçimde iddia edebileceği konusunda uyarıyor. Bu nedenle derginin kendi internet sitesindeki “indexed in” listesini doğru kabul etmek yerine ilgili veri tabanında ayrıca kontrol etmek daha güvenli bir yaklaşım. Think. Check. Submit.+1
“Paralı” ile “Yağmacı” Aynı Şey Değil
Bence forumlarda en sık yapılan hata burada ortaya çıkıyor.
Bir derginin APC alması onu otomatik olarak “yağmacı” yapmaz. Aynı şekilde düşük ücretli veya ücretsiz olması da güvenilirliğinin kanıtı değildir.
DOAJ'ın şeffaflık ilkelerinde ücretlerin açıkça belirtilmesi, hakemlik sürecinin anlatılması, editörlük ve yayın politikalarının erişilebilir olması gibi kriterler özellikle vurgulanıyor. Ayrıca dergi kararlarının yazarın milliyeti, etnik kökeni, ırkı veya dini gibi özelliklerden değil akademik değerlendirmeden etkilenmesi gerektiği belirtiliyor. DOAJ
Dolayısıyla dergiyi değerlendirirken tek bir kırmızı bayrak yerine birden fazla göstergenin bir arada değerlendirilmesi daha sağlıklı.
Kişisel Deneyim Meselesinde Dürüst Olmak da E-E-A-T'nin Bir Parçası
Bu yazıda kişisel bir yayın deneyimini kendi deneyimimmiş gibi aktarmıyorum; çünkü böyle bir deneyim uydurmak, akademik yayıncılık hakkında güvenilirlik iddiasında bulunurken yapılabilecek en yanlış şeylerden biri olur. Buradaki değerlendirmeler Think. Check. Submit., DOAJ ve hakemli akademik araştırmalara dayanıyor. Bu ayrımı açıkça yapmak, E-E-A-T açısından da önem taşıyor: yaşanmış deneyim ile araştırmaya dayalı bilgiyi birbirine karıştırmamak.
Aynı yaklaşım bir forum kullanıcısının deneyimini değerlendirirken de geçerli olmalı. “Ben bu dergiye para verdim, kesinlikle sahte” demek önemli bir kişisel veri olabilir ama tek başına genel bir hüküm oluşturmaz. Tersine, “Ben yayın yaptım ve sorun yaşamadım” demek de derginin bütün yayıncılık süreçlerinin güvenilir olduğunu kanıtlamaz.
Deneyim değerlidir; fakat deneyimin kapsamını bilmek de en az deneyimin kendisi kadar önemlidir.
Sonuç: Derginin Parasına Değil, Sistemine Bakmak
Bir derginin ücret talep edip etmediğini öğrenmek ilk adımdır; son adım değildir.
Gerçekten bakılması gereken şey, derginin hakemlik süreci, editör kurulu, ücret politikası, indeksleme iddiaları, etik politikaları, yayıncı bilgileri, lisanslama koşulları ve arşivleme sistemi gibi unsurların ne kadar şeffaf olduğudur.
Üstelik bu konuyu toplumsal cinsiyet, ırk ve sınıf perspektifinden düşündüğümüzde mesele daha da genişliyor. Akademik yayıncılık yalnızca makalelerin teknik olarak yayımlandığı tarafsız bir alan değil; kaynakların, prestijin, sosyal ağların ve görünürlüğün dağıtıldığı daha geniş bir sosyal yapının parçası.
Bu yüzden “Bu dergi paralı mı?” sorusunun yanına birkaç soru daha koymak gerekiyor:
Ücreti kimler rahatça karşılayabiliyor?
Ücret ödeyemeyen araştırmacılar için gerçekçi muafiyetler var mı?
Editör ve hakem havuzları akademik topluluğun çeşitliliğini ne ölçüde yansıtıyor?
Kadınların, farklı etnik ve ırksal grupların veya düşük sosyoekonomik geçmişten gelen araştırmacıların yayın süreçlerinde karşılaştığı görünmez engeller neler?
Bir derginin prestiji gerçekten bilimsel niteliğinden mi kaynaklanıyor, yoksa akademik hiyerarşilerin kendisini yeniden üretmesinden mi?
Belki de en önemli soru şu: Bilimsel bilginin değerini belirleyen şey gerçekten makalenin niteliği mi, yoksa o makaleyi yayımlamak için gereken ekonomik ve sosyal sermayeye kimin daha kolay erişebildiği mi?
Bu soruların tek bir cevabı yok. Ancak dergi seçimini yalnızca “ücretli mi, ücretsiz mi?” ikiliğine sıkıştırmamak, hem bireysel araştırmacıyı hem de akademik yayıncılık sisteminin daha geniş eşitsizliklerini anlamak açısından çok daha sağlıklı bir başlangıç noktası.
Sınıf Meselesi: “Yayın Parası Var mı?” Sorusu
Bence konunun en az konuşulan taraflarından biri sınıf.
Akademik dünyada “herkes aynı kurallara tabi” denildiğinde, aslında herkesin aynı kaynaklara sahip olmadığı unutulabiliyor. APC ödeyebilmek, İngilizce profesyonel dil desteği alabilmek, istatistik danışmanı kullanabilmek, konferanslara katılabilmek veya deneyimli bir akademisyenden makale geri bildirimi alabilmek ekonomik kaynaklarla yakından ilişkili olabilir.
Nature Human Behaviour'da yayımlanan ve ABD'deki 7.204 akademisyeni kapsayan bir araştırma, öğretim üyelerinin doktora sahibi bir ebeveyne sahip olma olasılığının genel nüfusa göre 12 ila 25 kat daha yüksek olduğunu buldu. Çalışma, sosyoekonomik avantajların akademik kariyer boyunca etkili olabildiğini ve bu avantajların prestijli kurumlarda daha da yoğunlaşabildiğini gösteriyor. Nature
Bu sonuç doğrudan “paralı dergiler sınıfsal ayrımcılık yapıyor” anlamına gelmez. Ancak yayıncılık sisteminin içinde ekonomik kaynakların farklı olması, ücretli yayın modelinin kimleri daha fazla zorlayabileceğini düşünmemiz gerektiğini gösterir.
İşte burada “dergi paralı mı?” sorusu tek başına yetersiz kalıyor.
Asıl soru şu olmalı:
Kim para ödüyor, ne için ödüyor ve ödeme yapamayan araştırmacı için ne tür seçenekler var?
Şüpheli Bir Dergiyi Ele Veren İşaretler Neler?
Think. Check. Submit.'in güncel kontrol listesinde bir dergiyi değerlendirirken bakılması gereken birçok somut unsur bulunuyor. Bunların başında derginin kim tarafından yayımlandığının açık olması, iletişim bilgilerinin bulunması, hakemlik sürecinin açıklanması, indeksleme bilgilerinin doğrulanabilmesi ve ücretlerin şeffaf biçimde belirtilmesi geliyor. Think. Check. Submit.
Özellikle şu işaretler birlikte ortaya çıkıyorsa dikkatli olmak gerekiyor:
- Çok kısa sürede kesin kabul sözü verilmesi,
- “Garantili yayın” gibi ifadelerin kullanılması,
- Hakemlik sürecinin belirsiz olması,
- Çok geniş ve birbirinden kopuk alanlarda makale kabul edilmesi,
- Gerçekte bulunmayan indeks veya etki faktörü iddiaları,
- Editör kurulunun kimlerden oluştuğunun belirsiz olması,
- Başka tanınmış dergilerle kolayca karıştırılabilecek bir isim kullanılması,
- Ücretlerin gizlenmesi,
- Yoğun ve kişiselleştirilmemiş spam e-postalarıyla makale talep edilmesi,
- Yayınlanmış makalelerde ciddi editoryal ve dilsel sorunların bulunması.
Think. Check. Submit. ayrıca bazı dergilerin Scopus, PubMed veya DOAJ gibi veri tabanlarında yer aldığını yanlış biçimde iddia edebileceği konusunda uyarıyor. Bu nedenle derginin kendi internet sitesindeki “indexed in” listesini doğru kabul etmek yerine ilgili veri tabanında ayrıca kontrol etmek daha güvenli bir yaklaşım. Think. Check. Submit.+1
“Paralı” ile “Yağmacı” Aynı Şey Değil
Bence forumlarda en sık yapılan hata burada ortaya çıkıyor.
Bir derginin APC alması onu otomatik olarak “yağmacı” yapmaz. Aynı şekilde düşük ücretli veya ücretsiz olması da güvenilirliğinin kanıtı değildir.
DOAJ'ın şeffaflık ilkelerinde ücretlerin açıkça belirtilmesi, hakemlik sürecinin anlatılması, editörlük ve yayın politikalarının erişilebilir olması gibi kriterler özellikle vurgulanıyor. Ayrıca dergi kararlarının yazarın milliyeti, etnik kökeni, ırkı veya dini gibi özelliklerden değil akademik değerlendirmeden etkilenmesi gerektiği belirtiliyor. DOAJ
Dolayısıyla dergiyi değerlendirirken tek bir kırmızı bayrak yerine birden fazla göstergenin bir arada değerlendirilmesi daha sağlıklı.
Kişisel Deneyim Meselesinde Dürüst Olmak da E-E-A-T'nin Bir Parçası
Bu yazıda kişisel bir yayın deneyimini kendi deneyimimmiş gibi aktarmıyorum; çünkü böyle bir deneyim uydurmak, akademik yayıncılık hakkında güvenilirlik iddiasında bulunurken yapılabilecek en yanlış şeylerden biri olur. Buradaki değerlendirmeler Think. Check. Submit., DOAJ ve hakemli akademik araştırmalara dayanıyor. Bu ayrımı açıkça yapmak, E-E-A-T açısından da önem taşıyor: yaşanmış deneyim ile araştırmaya dayalı bilgiyi birbirine karıştırmamak.
Aynı yaklaşım bir forum kullanıcısının deneyimini değerlendirirken de geçerli olmalı. “Ben bu dergiye para verdim, kesinlikle sahte” demek önemli bir kişisel veri olabilir ama tek başına genel bir hüküm oluşturmaz. Tersine, “Ben yayın yaptım ve sorun yaşamadım” demek de derginin bütün yayıncılık süreçlerinin güvenilir olduğunu kanıtlamaz.
Deneyim değerlidir; fakat deneyimin kapsamını bilmek de en az deneyimin kendisi kadar önemlidir.
Sonuç: Derginin Parasına Değil, Sistemine Bakmak
Bir derginin ücret talep edip etmediğini öğrenmek ilk adımdır; son adım değildir.
Gerçekten bakılması gereken şey, derginin hakemlik süreci, editör kurulu, ücret politikası, indeksleme iddiaları, etik politikaları, yayıncı bilgileri, lisanslama koşulları ve arşivleme sistemi gibi unsurların ne kadar şeffaf olduğudur.
Üstelik bu konuyu toplumsal cinsiyet, ırk ve sınıf perspektifinden düşündüğümüzde mesele daha da genişliyor. Akademik yayıncılık yalnızca makalelerin teknik olarak yayımlandığı tarafsız bir alan değil; kaynakların, prestijin, sosyal ağların ve görünürlüğün dağıtıldığı daha geniş bir sosyal yapının parçası.
Bu yüzden “Bu dergi paralı mı?” sorusunun yanına birkaç soru daha koymak gerekiyor:
Ücreti kimler rahatça karşılayabiliyor?
Ücret ödeyemeyen araştırmacılar için gerçekçi muafiyetler var mı?
Editör ve hakem havuzları akademik topluluğun çeşitliliğini ne ölçüde yansıtıyor?
Kadınların, farklı etnik ve ırksal grupların veya düşük sosyoekonomik geçmişten gelen araştırmacıların yayın süreçlerinde karşılaştığı görünmez engeller neler?
Bir derginin prestiji gerçekten bilimsel niteliğinden mi kaynaklanıyor, yoksa akademik hiyerarşilerin kendisini yeniden üretmesinden mi?
Belki de en önemli soru şu: Bilimsel bilginin değerini belirleyen şey gerçekten makalenin niteliği mi, yoksa o makaleyi yayımlamak için gereken ekonomik ve sosyal sermayeye kimin daha kolay erişebildiği mi?
Bu soruların tek bir cevabı yok. Ancak dergi seçimini yalnızca “ücretli mi, ücretsiz mi?” ikiliğine sıkıştırmamak, hem bireysel araştırmacıyı hem de akademik yayıncılık sisteminin daha geniş eşitsizliklerini anlamak açısından çok daha sağlıklı bir başlangıç noktası.